Sınırda veya bilinen adı ile borderline kişilik bozukluğu, ruh halinin çok hızla değişmesi, davranışlar ve ilişkilerde kararsız ruh haliyle karakterize, günlük yaşantıda işlevsellik sorunlarına neden olan zihinsel bozukluktur. Erken erişkinlikte başlayarak, insan ilişkilerinde, benlik imgesinde, duygulanımda kararsızlık ve dürtüsellik olarak kendini gösterip, davranışların sonuçlarını düşünmeden hareket etmeye, duygu ve davranışlarını kontrolde güçlük yaşatan kişilik örüntüsüdür.
Borderline kişilik bozukluğu oldukça yaygın olup, genel nüfusta %2, kadınlarda erkeklerden üç kat daha fazla oranda görülen, 1930’larda ilk kez Stern tarafından nevroz-psikoz arasında bir durum olarak tanımlanan “Sınır” kavramı ile şekil bulmuştur. Stern’e göre; narsisizm, güvensizlik, aşırı duyarlı olma, aşağılık duygusu gibi özellikleri bünyesinde barındırmaktadır.
Sınır kişilik bozukluğu’nda genel olarak kişilerarası ilişkilerde bozulmayla beliren, duygulanımda dengesizlik ve birtakım dürtüsellik örüntüleri eşlik eder.
Mesleki ve özel yaşamlarında güven ve denge kurma sorunları yaşayan borderline hastaları, kimlik duyguları sağlam şekilde oturmadığından hızlıca hayal kırıklığına uğrarlar ve sıklıkla bunaltı, çökkünlük belirtileri gösterirler. Boşluk ve anlamsızlık hislerinden yakınmaktadırlar. Bu duyguların bir yansıması olarak anti sosyal davranışlar, madde kötüye kullanımı ya da uyuşturucu/uyarıcı madde bağımlılığı, hatta kendilerine zarar verme durumları gösterebilirler.
Semptomları arasında bozulmuş sosyal ilişkiler, dürtüsellilk, güvensizlik, duygusal dengesizlik ve değersizlik bulunan borderline kişilik bozukluğu belirtileri şöyle sıralanabilir:
Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerin yaklaşık %70-75‟inde en az bir kez ciddi biçimde kendine kıyım eğilimi görülür, çoğunda intihar girişimi bulunur. Bunların %8– 10’unda tamamlanmış intihar öyküsü bulunmakta olup, bu da genel nüfusa oranla 50 kat daha fazladır.

Psikiyatrist, tıp fakültesi mezunu ve ruh sağlığı alanında uzmanlaşmış bir tıp doktorudur. Biyolojik ve nörolojik süreçleri değerlendirip teşhis koyma ve ilaç tedavisi düzenleme yetkisine sahiptir. Psikoterapist ise ruh sağlığı alanında (psikoloji veya psikiyatri) lisans/uzmanlık sonrası belirli bir terapi ekolünde (Bilişsel Davranışçı Terapi, Psikanaliz, EMDR vb.) özel eğitim almış uzmandır. Tıp doktoru olan bir psikiyatrist, terapi eğitimi de alarak her iki rolü eş zamanlı yürütebilir.
Bu tamamen yaşadığınız zorluğun niteliğine ve şiddetine bağlıdır. Şiddetli depresyon, bポーラ ya da psikotik tablolar gibi biyolojik altyapısı güçlü durumlarda ilaç tedavisi öncelikli veya destekleyici olabilir. Güncel bilimsel araştırmalar, birçok ruhsal problemde ilaç tedavisi ve psikoterapinin birlikte yürütüldüğü durumların en kalıcı ve etkili sonuçları verdiğini göstermektedir. İlk görüşmemizde durumunuz değerlendirilerek size en uygun yol haritası belirlenir.
Terapinin süresi; çalışılan konunun derinliğine, seçilen terapi ekolüne ve danışanın hedeflerine göre değişiklik gösterir. Bazı yapılandırılmış terapiler (örneğin Bilişsel Davranışçı Terapi) 8-16 seans gibi kısa süreli hedeflere odaklanırken, dinamik veya varoluşçu terapiler daha uzun soluklu bir içsel yolculuk gerektirebilir. Seans sıklığı genellikle haftada 1 veya 2 haftada 1 olarak planlanır.
Evet. Psikiyatri ve psikoterapi uygulamalarının en temel kuralı hasta-hekim gizliliğidir. Görüşmelerde paylaştığınız tüm bilgiler, kimlik bilgileriniz ve tıbbi kayıtlarınız tamamen gizli tutulur. Bu kuralın tek istisnası, danışanın kendisine veya bir başkasına hayati zarar verme riskinin (özkıyım veya hayati tehdit) bulunduğu yasal zorunluluk durumlarıdır.
Bilimsel çalışmalar, uygun vakalarda ve doğru tekniklerle yürütülen online terapinin, yüz yüze terapi ile benzer düzeyde klinik başarı sağladığını göstermektedir. Özellikle yoğun çalışma temposu olanlar, seyahat kısıtlaması bulunanlar veya bulunduğu şehirde uzman erişimi kısıtlı olan danışanlar için son derece pratik ve etkili bir seçenektir.